Artık sevilmiyor.

Yanımda yatıyordun. Dokunamıyordum. Yanımdaydın. Kokunu alıyordum. Nefes alıp verişini duyuyordum. Duymuyordum. Hissediyordum. Yüzünü izliyordum. Saçlarının yüzüne düşüşünü. Hafif aralanmış dudaklarını. Dudaklarını öpmek istiyordum. Saçlarını elimle geriye atmak, yüzünü sevmek istiyordum. Elimi sakallarında gezdirmek istiyordum. Çünkü yanımda yatıyordun. Bense sadece sana dokunma hakkımı geri istiyordum.

Üstünü örtüp duruyordum ama ben aslında seni sarılarak ısıtmak istiyordum.Kokun ciğerlerimi dolduruyordu ve ben sadece boynunu öpmek istiyordum. Çünkü ben senin kokunu içime çekerek uyumak istiyordum.

Ama üstüste sigara yakıyordum, kokunu bastırsın diye. Ağlıyordum. Sen yanımda yatarken, ben ağlıyordum. Sen duyma diye. Duyup da uyanma diye. Uyanıp da o en güçsüz halimi görme diye, ben sessiz ağlıyordum.

Halbuki ben sadece sana sarılıp uyumak istiyordum.

Ama yapamıyordum. Çünkü sen söylemiştin, sen olmayacağını, olamayacağını, olsa bile olmamış olacağını bir nefeste, sanki hava durumundan bahseder gibi kolayca söylemiştin.

Çünkü ben söyleyememiştim, o zaman beni öyle öpmeyecektin, elimi tutarak uyumayacaktın, o zaman beni… Ben hiçbir şey söyleyememiştim, ben o 3-5 anıdan kendi kafamda kurduklarımdan başka bir şeyler bulup da sana “o zamanlı” cümleler kuramamıştım.

Peki demiştim, sanki bir ölümden bahseder gibi. Ağır, acılı, anlamsız, çaresiz. Evet, en çok çaresiz. Tek bir kelimeye tüm hissettiklerimi sığdırmıştım ama gözlerine bile bakamamıştım. 

Halbuki gözlerin uğruna yaşanabilecek nadir güzel şeylerdendi. Bir de belki dudakların. Gülüşün ve kokun. Ve belki de sen benim uğruna yaşayabileceğim bir şeydin.

Ama belki de ben senin uğruna koca bir “hiçbir şey” yapabileceğin kadınlardan biriydim. Çünkü ben böyleydim ve sen de böyleydin, yapabileceklerim bu kadardı ve senin yapamayacakların hep çok fazlaydı.

Ama o zaman uyandığında bana öyle bakmayacaktın, öle gülümsemeyecektin, o zaman… O zaman ben seni sevmeyecektim. Ben bir daha seni asla sevmeyecektim. Ben bir daha kimseyi, ama hiçkimseyi… 

@1 week ago

Hatırlanmıyor.

Bana bir söz vermiştin hatırlıyor musun? Hani ben tuvalete eğilmiş kusarken ve sen saçlarımı tutarken. Bana bir söz vermiştin. Ben hatırlıyorum, ben unutamıyorum. Hani avucumdaki ilaçları çöpe boşaltırken. Hani tüm sevgini, öfkenle karıştırıp içime boşaltırken. Bir söz. İnsan unutuyor tabi. Sen de unuttun belli. Ben unutamıyorum. Hatırlamadığım da oluyor da, unutamıyorum. Çünkü sen beni bizim yatağımızda terk ederken bile, bana bir söz vermiştin. Çünkü ben daha önce kimseye öyle güvenmediğimden belki.

İnsanlar sözler veriyor, her gün. Ve çoğu gün verilen sözlerin hiçbiri tutulmuyor. Halbuki ben biliyordum bunu. Böyle olduğunu, unutulduğunu biliyordum. Ama sen kusarken saçlarımı tutmuştun. Sonra bir de hastanede elimi tutmuştun. İnsan tutunca bırakmayacak sanıyor. Bıraksa da olur aslında, sözünü tutsun da.

“Sözünü tutmasa da olur aslında, bir kere daha elini öyle tutsun da.”

Öyle demişti işte kadın.Bak zayıf insanlar söylerdi bunu, ben inanmazdım. Ben zaten çoğu zaman kimseye inanmazdım. Ama böyle olmazdı işte, illa biri çıkıp seni her şeye inandırmalıydı. Yalan yok ya bende, ben sana inanmazdım da işte sen öyle yapınca. Öyle güzel bakınca. İlaçlarımı da alıp çöpe atınca. Yemin ediyorum gece sayıklamasan ben yine inanmazdım. İnsan uykusunda yalan söyleyemez diye işte. Yalan değildir belki, unutmuşsundur en basiti. İnsan unutuyor tabi. Ama sen başka gibiydin ya hani.

Bak, alt tarafı bir sözdü zaten yanlış anlama. Tutmak zorunda da değildin gerçi. Zaten ben inanmamıştım da sen öyle gecenin bir yarısı uyanıp tekrarlayınca. Ben sandım ki, unutmazsın belki. Ama ben bile neleri unutmadım ki. Ben de bir söz vermişimdir belki. Hatırlamıyorum ki. “İlaçlar böyle yapıyor işte” demiştin de o sözü vermeden önce. Biliyordun sen tabi, zaten alıp çöpe atmıştın da hepsini. Sen unutunca sözünü işte. İlaçlar da olmasa insan dayanamıyor ki. Bak şimdi hatırladım da ben de sana söz vermiştim hani.

“Bir daha ölsem elimi sürmem onlara”

Ama ilaçlardan herhalde hatırlanmıyor ki.


@3 months ago with 3 notes

Dayanılmıyor.

Neden böyle oldu anlamıyorum. Nasıl bu hale geldik çözemiyorum.

İpler tam olarak nerde koptu bilemiyorum. Ki ben zaten hala o iplerin koptuğuna bile inanamıyorum. 

İnanamadığım şeyleri alt alta diziyorum. Hala seni sevmeme, ilk sırayı veriyorum.

Sen nasıl her şeyin ilk sırasına kendini koyduysan, ben de seni koyuyorum. Sonra bir ortak noktamız çıktı diye seviniyorum.

Biraz aptal, biraz sen oluyorum.

Zaten artık kahveme şeker de atmıyorum. Ama “süt tozunu” eksik etmiyorum.

Sigaramı bile senin içtiğin markadan seçiyorum oğlum. Ama inat değil mi lan siktiğimin sigarasını azaltmıyorum.

Artık kimseyi de çok fazla sevmiyorum. Aynı senin yaptığın gibi “ben kimseye bağlanamam” diye sürekli kendime hatırlatıyorum. 

Her işten “ben zaten iyi biri değilim ki” diyip sıyrılıyorum

Hem insanların canını yakıp banane diye omuz silkebiliyorum. Ben sen oluyorum da lan, seninle olamıyorum.

Ama yalan yok dışardan bakınca çok güçlü duruyorum. Yalan yok dedik madem haberin olsun oğlum ben burda ölüyorum.

Ben burda böyle her gün biraz daha ölüyorum. Yemin ederim, artık nefes alamıyorum.

Ellerimin titremesinden kırdığım bardakların sayısını bile hesaplayamıyorum.

Bildiğin kan kusuyorum da kimseye bir şey diyemiyorum.

Her gece ağlayıp, canımın acısından kendimi sikiyorum da sabahları gülerek kahvaltı etmek zorunda kalıyorum.

Her şeyi geçtim günde 3 saat uyusam kar sayıyorum.

Ama sana bir şey olacak diye nasıl korkuyorum. Her gün biraz daha kafayı yiyorum da herkese yediğim sadece tırnaklarımmış gibi gösteriyorum.

Senin o koptu bildiğin ipleri bağlamak için ben neler yapıyorum da ellerim kanıyor artık sevgilim, inan ki dayanamıyorum.

@3 months ago with 3 notes
[Flash 9 is required to listen to audio.]

mayoneziseverim:

Sen mi yalancısın, ben mi aptalım? 

İnsanlar katil olabilirler. İnsanlar, pek tabii katil olabilirler.

Sen şimdi bana başka birine aşık olduğunu söylüyorsun. 

Omuzlarımı öpüyordun oysa, elimi yüzüne koyuyordun uykuya dalmadan biraz önce.

Ama insanlar başkalarına aşık olabilirler. Hayır olmazlar.

Tabağı yere fırlatmıştın, dökülmüştü balıklar. Balık sevmezdim. Ama üşüyecektin, o atkıyı takman gerekiyordu.

Çok bağırıyorduk. Çok hayal kuruyorduk. İçimizde hissediyorduk. Gözlerimiz doluyordu. Çok öpüşüyorduk. 

Sen şimdi başkasına mı aşıksın yani?

Neden kaçıyorsun.

Keşke atkıyı takmasaydın ve ölseydin.

Ama insan bir kere aşık olurdu, öyle diyordun.

Ben aptal değilim.

Sen yalancı mısın?

Keşke istediğin kadar sigara içmene izin verseydim ve ölseydin.

İnsan bir yalanı ne kadar sürdürebilir?

Ben aptalım.

O adamın burnunu kırmıştım.

Sabahın 6’sında kapıda ağlıyordun.

Ağaçtaki yazılar kaybolmuş.

Saçlarımı kesiyordum.

Kendini kesiyordun.

İnsanlar katil olabilirler. 

Boyalı iğnelerle kapatmaya uğraştıkça, beni daha da derinlerine hapsediyorsun.

Belki hep ekmek arası bi şeyler yemene izin verseydim ölürdün.

Ve başkasına aşık olamazdın.

Başkasına aşık olamazsın. Hani insan bir kere aşık olurdu, zordu bulmak, görür görmez anlardı. Hani bir kere aşık olurdu insan sana diyorum, hani yalnızca bir kere kalbi öyle hızlı atardı?

Sen yalancısın.

Sen tanıdığım en orospu çocuğu yalancısın.

Ama kola içmene izin verseydim kesin ölürdün. 

Ve o zaman gözlerini kaçıramazdın.

Ölüler gözlerini kaçıramazlar çünkü. Bakışlarından kurtulabilmek için menzilden çıkman gerekir. Sen de öyle yaptın, bilirsin. 

Eğer o gün bana sarılmasaydın ölürdüm. 

Ve başkasına aşık olamazdın.

Sen yalancı değilsin.

Ben aptalım. 

Sen çok güzelsin. 

Hala güzelsin. 

Ben aptalım.

Sen başkasına aşıksın.

Çok aptalım.

Keşke ölsem.

O zaman kokunu alamazdım.

@9 months ago with 590 note and 7125 play
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Yalancı çıkman yerine ölmeni tercih ederdim.

Ölü bedenini öpme hakkım olurdu en azından. Keşke ölsen.

Yalan attım.

Biliyorum, yalan atılmaz. Söylenir.

Burda olsan uyarırdın. Burda değilsin.

İstediğim kadar yalan “atabilirim”.

Niye burda değilsin?

Çünkü ölmekle meşgulsün. Yaşamaktan daha zor olmalı.

Bilmiyorum. Ben hiç ölmedim.

Keşke sen de ölmesen. Ölmen çok saçma.

Biz ölsek mesela. Daha mantıklı olurdu.

Mantık bu cümlelerin neresinde?

Mantık; saçma. Mantıklı insanları sevmem.

Seni seviyordum.

Keşke ne hissettiğini bilsem. Ben düşündüklerini biliyorum.

Düşündüklerin bok gibi. Keşke düşünemesen.

Sadece hissetsen. Bu şarkıyı mesela.

-Bu şarkıyı alalım mı? Bizim şarkımız olsun.

-Ben sana daha güzellerini alırım.

Aptalsın. Alamazsın.

Bu şarkıda sevişmiştik. Son gecemizdi.

Ağlamıştım. Görmüştün. Öpmüştün.

Ağlamışsın. Görmedim. Öptüm.

Hep öperdim. Dudakların.

Dudaklarından saatlerce bahsedebilirdim.

Ya da yine aynı sessizliği paylaşabilirdik sabaha kadar.

-Bu gece hiç bitmesin.

-Ölmesen olmaz mı?

-Senin içinde hep yaşayacağım ya. Yetmez mi?

Yeter mi?

@10 months ago with 6 note and 11 play

Bitemiyor.

Artık hiçkimse kimseye defter dolusu yazılar yazmıyor burda. Tüm yazılar yarım kalıyor. Bitirilemiyor. Olmuyor işte bitmiyor.

Bazen öyle olur, bitemez. Zaten olmayınca da olmaz. Yok ben onu anladım da zorlayınca niye olmaz?

-Kısmet.

Bak büyükler böyle diyor. Büyükler, aman Allah’ım ne de çok biliyor. Herkes her şeyi nasıl bu kadar çok biliyor? Herkes her şeyi nasıl hemen anlıyor? Nasıl bu kadar kolay çözüyor? Bak ordan bakınca kolayca anlaşılıyor demek.

Burdan bakınca.Şimdi biraz karanlık sabah tekrar bakarız. Yine burdan tekrar, beraber, yanyana bakarız. Hava aydınlansın bir, burda böyle, bir bok görünmez yine. Burası bir garip, bir huysuz, bir bok gibi bir yer. Burası Allah’ım niye böyle bir yer? Ben niye bu siktiğimin yerinde, gökyüzünü gören bir camının bile olmadığı bu siktiğimin evinde, niye ya niye?

Niye böyle oldu bu insanlar? Ben niye böyle oldum? Her şey yarım kalırken, hiçbir şey hiçbir zaman bitemezken ben nasıl da güzel becerdim böyle bitmeyi. Her şey, hiçbir şey ve belki bazı şeyler hep ve böyle çabuk biterken sen nasıl başardın böyle bok gibi bitememeyi.

Bak burda kimse kimseye uzun yazılar yazmıyor artık diyorum.Anlıyor musun? Ben sana defterler dolusu yazılar yazmıştım hatırlıyor musun? Şimdi yaktım tüm o yazıları, gözünü seveyim söyle şimdi mutlu musun?

Bak burda bakınca görülmüyor. Başkaları görüyor, başkaları biliyor, başkaları duyuyor. Lan o başkaları da kim oluyor? Başkalarının ne haddine lan, başkaları bana nasıl böyle kolay dokunuyor.

“Ya sen gerizekalı mısın acaba?”

Burda başkaları senin adını, benim anımı, bizim o siktiğimin hayatımızı espri konusu yapıyor diyorum.

Burayı geçtim hadi, ordan da mı görülmüyor? Bak o kadar bağırıyorum sesim de mi gelmiyor?

Ya ben sana yazmayacaktım artık, niye böyle oldu ben anlamadım. Bitemeyen yazılardan ve çarçabuk biten hemen her şeyden bahsedecektim. Belki de seni bitirmemek için bitirdiğim kendimden ama senden değil.

Bak, ben artık en çok kendimi sevecektim. Başkalarıyla sevişirken seni düşünmeyecektim. O adam senin parfümünden kullanıyor olmasa, omzunda ağlamayacaktım. O kapının önüne bir daha gelmeyecektim. Ben artık yazmayacaktım, o siktiğimin mesajına öldür Allah cevap vermeyecektim. O filmi hatırladın diye, unuttuğun her şeyi yok saymayacaktım. Beni nasıl güzel unuttuğunu unutmayacaktım lan. O fotoğrafa bir kere daha bakarsam zaten artık bir zahmet belamı versindi. Bir kere daha özledim dersem, artık biri hayrına ağzıma çarpsındı.

Sonra, çok sonra belki en sonda ben başka bir adamı da sevecektim. Sevecektim lan, bir bıraksaydın ağzına sıçayım bir bıraksaydın ona yazacaktım. Bir gece lan bir gece aklıma gelmesen gör bak ben ona neler yazacaktım. Biten yazılar ve asla bitemeyen bütün o güzel şeylerle ilgili. 

Ya sen bana bir izin verseydin. Ne olurdu lan bir izin verseydin? Aldığım o güzel deftere o adamla ilgili kimbilir neler yazacaktım. Ben o defterin ilk ve son sayfasına o cümleleri yazıp bırakmayacaktım.

K.                                                                                                                Sadece senin anlayabileceğin bu cümleyi asla okuyamayacaksın. Artık üzülmüyorum ama hep hatırlıyorum; sana layık değilim.


@4 weeks ago with 2 notes

Olmuyor.

İnsan hayatında bir kere aşık oluyordu. Öyle biliyordu. Deli gibi canı yanıyordu. Oda ama nasıl soğuktu. Acaba ondan mı üşüyordu? Zaten elleri ne zamandır sadece sigara kokuyordu. Ki bu siktiğimin evinde pencere önlerinden başka yerde sigara içilmiyordu. Durup durup küfrediyordu. Bir de deli gibi özlüyordu. Birisine nasıl da ihtiyaç duyuyordu. Çok da bir şey değil, birisi o uyurken arkasından sarılsın istiyordu. Sarılacak adam yok muydu? Bir dışarı çıksa, istemediği kadar bulurdu. Ama insan hayatında bir kere aşık olurdu. O öyle biliyordu.

Saçlarını yoluyordu. Saçları kızıldı artık, yer yer beyaz. Kimse görmüyor muydu? Annesi bile yeter artık diyordu. Ki zaten o annesini bile sevmiyordu. Acaba herhangi birini gerçekten sevebiliyor muydu? En son ne zaman sevmişti hatırlamıyordu. Her şeyi geçtim kendine bile yalan söylüyordu. En son ne zaman sevdiğini bal gibi hatırlıyordu. Her gece ballı süt içmeden uyuyamıyordu. Ki biraz da tarçın koymayı hiç unutmuyordu. Sevdiği adam tarçın kokuyordu. Bunu bir tek o biliyordu. Sahi başkası o adamın kokusunu biliyor muydu? Adam başkasına da öyle kokuyor muydu? Hayır diyordu, nasıl koksun abi. İnsan zaten sadece bir kere aşık olurdu, ee adam da öyle biliyordu.

Ama ayakları nasıl üşüyordu. Yere çıplak ayakla basmasındı, çocuğu olmazdı. Eee zaten kısırdı. Doğmamış çocuklarına, iyi bir anne olamayacağına nasıl da üzülüyordu. Zaten o anne olmayı hiç istemezdi ama olsundu. Sevdiği adam isterdi, bir kızımız olsun derdi. Kadın bilemedi nasıl söylerdi. Eksikti. Eksikliğinden utanır mıydı? Niye utansındı. Zaten adam gitmemiş miydi, doğmamış kızını ağlatıp? Gitmiş miydi? Nasıl giderdi ki? İnsan bir kere aşık oluyordu. Onlar öyle biliyordu. Ee adam aşık değil miydi? Olmasındı, kadın ikisinin yerine de sevemez miydi? Hem de nasıl severdi.

Kadının tek bildiği sevmekti zaten. Kim niye bu hakkını elinden almıştı? Bir evleri olsundu. Evleri de vardı ya adam git demişti. Ee kalınmaz ki artık. Öyle öğrenmişti zaten ya bir de siktiğimin gururu vardı. Hani yaz gelsindi, şu balkonda bir kahvaltı yapılsındı? Balkon da sik kadardı ya ikisi sığardı, nasılsa çocukları olmayacaktı. Kahvaltıya bal da koyardı, ama adam severdi. Gözünden sakınırdı zaten sevdiğini ki adamın da tek bildiği sevmekti belki de onu da becerememişti. Bal kavanozunu kıranı bulsa, her şeyi düzeltir miydi? Kadın kırmamıştı ki, daha o zaman elleri titremezdi. Bacakları titrerdi ama her gece. Bu çok özel bir mevzuydu, anlatılması doğru olmazdı. Ki zaten Allah aşkına neyi anlatabilmişti ki bunu anlatsın.

Olsun, o da anlatmasındı. Zaten kim anlardı ki. Kim ne zaman neyi anlamıştı? Artık umursamazdı. Zaten adam başka birinin koynunda zevkten inlerdi, ee o zaman bu siktiğimin aşkı da bir kere olmuyordu. Onun yastığına başka kokular sinmişti lan hala insanlar ne aşkından bahsediyordu. Zaten aşk diye de bir şey yoktu. O zaman niye böyleydi? Kendini tam da şu camdan bıraksa her şey nasıl da bir anda biterdi.Ne zaman bunu düşünse dur önce şu sigara bitsin derdi. Bitsindi madem. Kadın böyle her gün biteceğine, bir kere bitsindi. Ama önce son bir sigara içsindi. Sonra da bileklerini kessindi mesela, avuç avuç ilaçları yutsundu. Olsundu, bir kere de böyle olsundu. Zaten adam başkasına da tarçın kokmuştu. Ama hani insan bir kere aşık olurdu? Onu kandıranı bulsa, belki 9 ay sonra rahat bir uyku uyurdu. 

@3 months ago with 2 notes
[Flash 9 is required to listen to audio.]

Sonra tüm bu olanlardan sonra, tek başıma bir pencere önünde dışarıyı izlerken buluyorum kendimi.

Çay var. Sigara var. Şarkılar var.

Sigara bitmiş. Tam zamanında biter çünkü hep.

Sigaram bitti diye ağlıyorum. Bu saatte kim alacak diye bağıra bağıra ağlıyorum.

Nasıl da aptalım. Nasıl da çocuk gibiyim şu anda karşıdan bakan için.

“Neyin var?” diye soranları kovuyorum yanımdan.

Biliyorum artık, hemen tanıyorum o sorunun altındaki acımayı.

Sormasınlar istiyorum. Sussunlar istiyorum.

Seslerini duymamak için, kulaklığımı çıkarmıyorum.

Yüzlerini görmemek için odamdan çıkmıyorum.

Abartıyorum. Yataktan çıkmadığım günler oluyor.

Tüm gün uyuyup da geceleri yaşıyorum. Görmeyim diye yüzlerini, duymayım diye seslerini.

Odamda böyle pencere önünde oturuyorum tüm gün.

Kendime acımakla meşgulüm. Anlamıyorlar.

Saçlarımı taramıyorum günlerdir. Geceliklerimi çıkarmıyorum. Kendi parfümümün kokusunu unuttum.

Çıkmıyorum işte burdan.

Sorup duruyorlar. Sussunlar istiyorum. Dokunmasınlar bana.

Elleri nasıl da pis. Dokunmasınlar bana. Ne olur.

Teselli etmesinler beni. Ne olur gitsinler.

Biri vardı hatırlıyorum. Git dediğimde gitmeyen biri.

Acımayan, sadece sevmeyi bilen biri.

Canı yandığında o söylemeden anladığım biri.

Neyin var sorusuna ihtiyaç duymadığım-ız biri.

Hayır, tabiki özlemiyorum. Sigaram bitti ondan ağlıyorum dedim ya.

@8 months ago with 2 note and 1 play

Balık tutmaya gidecektik daha.

Sen ölmeseydin.

Ölmeseydin eğer, birçok şey yapabilirdik.

Salacakta çay içerdik.

Gülhanede çimlere uzanır gökyüzünü izlerdik.

Ben sabah kahveme süt katmaya devam ederdim.

Sigarayı da azaltırdım.

Sahafları da gezerdik.

Gramafon alırdık, hep Zeki Müren çalardı.

Her gece Türk kahvesi  yapardım yine sana.

Ölmeseydin sabahlara kadar memleketi kurtarmaya devam ederdik.

Amsterdama yerleşme planları yapardık yine, kafamız biraz dumanlanınca.

Rakı-balık yapardık. Ben yine sarhoş olurdum.

O kadar çok gülerdik ki. Yine gülüşmelerimizin arasında “çok güldük çok ağlıycaz” demek zorunda kalırdım.

Ağlardık da. Yani ben seninle ağlamayı da severdim.

Ölmeseydin olurdu.

Bak güneşli artık hava. Gözlerim hep yeşil oluyor.

Ölmeseydin görürdün.

Ölmesen olmaz mıydı sevgilim?

Sahi ölecek ne vardı şimdi?

@9 months ago
[Flash 9 is required to listen to audio.]

eceaydin:

Bazı insanlar giderken tıpkı o şarkıdaki gibi “Arada bir buluşalım seninle biz yine” demek istiyorsun ve arada bir onları görmek istiyorsun. Bundan daha doğal ne olabilir ki?

Hani genelde çocuksu bir taraf kalır ya içinde, hani misafirler gittiğinde gitmemelerini isterdin çocukken; “Gitmeyin” diye bağırırdın arkalarından hiç düşünmeden. O yıllarda “gitme” demek hiç de zor bir şey değildi ama artık zaman geçti. “Gitme” dememeyi şarkılardan, gidenlerden ve seni dinlememelerinden öğrendin.

“Gitme!”nin geçersizliğini hiç kabullenmek istemedin. Özdemir Asaf bile dayanamayıp “Sana gitme demeyeceğim ama gitme Lavinia” dedi ama bu kez diyemiyorsun. O çocuksu tarafınla onlara gitme demek istiyorsun. Bazı insanlara gitme diyemiyorsun ama kendi öz kararlarıyla kalmalarını istiyorsun. Kalmıyorlar.

Bazı insanların gittiğini görüyorsun ve en azından “bazen” gelsinler istiyorsun. Arada bir. Ağlarken yanında olsun, sonra gitsin. Harry Potter’ın son filmini ne zamandır bekliyordunuz, birlikte gidin, sonra yine gitsin. Ayda bir kere akşam yemeğine çıkın, sonra ayrılın. “Arada bir görüşelim.” Bundan daha saf ne olabilir?

Sırf ailevi sorunlarını sadece ona anlatabiliyordun diye bile özleyebiliyorsun onu.

Diyorum ya, bazı insanlar senden ayrı olsalar da arada yanında olsunlar istiyorsun, tıpkı “Bir defadan ne olacak” deyip sigaraya alışmak gibi. “Arada bir, son defa.” Hatta bir mahkeme kararı çıksın istiyorsun hakkınızda, nasıl annesi babası ayrı çocukların beraber yaşamadığı ebeveynini haftada bir görme hakkı varsa, senin de onu görmeye hakkın olsun istiyorsun.

Hep’i arada bir ile kamufle etmeye çalışıyorsun.

“Yani tamamen gitmesen olmaz mı?”

O uzaklaşırken, sadece yürüyüşünü görürken, sırtı bile senden yabancı olurken artık; dilinin ucuna bir cümle geliyor:

“Ne var yani, arada bir görüşelim. Sana yemin ediyorum, sadece arada bir aklıma geliyormuşsun taklidi yapacağım”

@11 months ago with 206 note and 2390 play